ana sayfa
türkü sözleri
türkü notaları
türkü hikayeleri
gönül verenler
bağlama-nota
ozanlarımız
halk müziği
konser-tv
kitaplık
yazılar
sözlük
arşiv
linklerimiz
görüşleriniz
site içinde ara

Güncellemelerden haberdar olmak için
e-mail listemize üye olunuz. 

İsim: 
E-mail: 
            
      Sadık Doğanay

Sadık Doğanay El vurup yâre mi incitme tabip
Bilmem sıhhat bulmaz hicrâneler var
Dert vurup da yarem eylersin derman
Her can kabul etmez viraneler var




KEMTERÎ kolunun önemli âşıklarından olan Sadık Doğanay, 1933 yılında Zile’ye bağlı oldukça yüksek rakımlı bir dağ ve orman köyü olan Yücepınar da, İbrahim ve Feruze çiftinin altı çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Doğuştan gözleri görmeyen âşık o dönemlerdeki ekonomik yokluklar ve bilinçsizlik nedeniyle doktora götürülememiştir. Güçlü âşıklık geleneği olan bir ailede dünyaya gelmiş olan Sadık Doğanay, yedi-sekiz yaşlarına geldiğinde, o dönemin ünlü âşıklarından olan, bağlama ve kemanı ustalıkla çalabilen ve ilerde kayınpederi olacak olan amcası Sefil Edna’nın da desteği ile bağlama ve keman çalmasını öğrenmiştir.

Gözleri görmediği için hiç okula gidemeyen âşık, çocukluğundan itibaren eksik olan görme duyusu dışındaki tüm duyularını çok iyi derecede kullanmış, gençlik çağlarına gelene kadar kendisini etrafındaki eğitim almış insanlar gibi yetiştirmiştir. Hatta müzik yeteneği sayesinde daha sosyal bir cemiyet adamı haline gelmiştir.

Ocakzade bir ailenin ferdi olan âşık, çocuklukta amcası ve ustası olan Sefil Edna’dan öğrendikleriyle on dört-on beş yaşlarında köydeki cemlerde zakirlik yapmaya başlamıştır. Alevi, yol ve hizmet erkânı olan dedelik, zakirlik gibi özel konularda ve güncel, sosyal konularda kendini o günün olanaklarına göre oldukça iyi yetiştirmiştir. İlerleyen zamanlarda ise çevre köy ve ilçelerdeki cemlerde zakirlik yaparak çevrede kendisini tanıtmıştır.

Evlenme çağına geldiğinde görme özründen dolayı kimse âşığa kızını vermek istememiştir. Ancak, hem ustası, hem de amcası olan Abuzer Doğanay kendi kızı Satı Doğanay’ın gönül rızasını alarak âşık ile evlendirmiştir. Bu evlilikten sırasıyla Yadigâr, İbrahim, Zöhre, Abuzer, Mürüvvet ve Kemalettin olmak üzere altı çocukları olur. Ancak ikinci çocukları İbrahim iki yaşındayken kızamık hastalığından ölmüştür. İbrahim’in hastalığı ve sonrasında ölümü onları derinden etkilemiştir. Bu çaresizliğini bir şiirindeki şu dizelerle ifade etmiş, ama hiçbir zaman umutsuz ve karamsar olmamıştır.

Şikâyetim vardır kara bahtıma
Zalim talih kader sana ne deyim
Oturmadım şu dünyanın tahtına
Zalim talih kader sana ne deyim

Bir yandan çocuk hastalandı bir yandan karı?
Başım alıp ta diyar diyar gideyim bari
Ne Zile'yi koydum ne de Turhal, Kayseri
Zalim talih kader sana ne deyim

Gezgin bir âşık olarak sık sık yakın çevredeki çeşitli illeri ve köyleri dolaşmış, Alevi-Bektaşî cem ayinlerinde dedelik ve zakirlik yapmış, çevredeki birçok konserde mahalli sanatçı olarak bağlama çalıp türküler, deyişler söylemiştir.

Âşık, yörede artık iyiden iyiye ismini duyurmaya başlamış, Abdullah Papur, Ali Ekber Çiçek, Arif Meşhur, Davut Sulari, Kul Ahmet, Mahsuni Şerif gibi döneminde popüler olan birçok sanatçı ve âşıkla tanışmıştır. Bu kişilerden bazıları ilerleyen zamanlarda Sadık Doğanay'ın köyündeki evine misafir olmuştur. Örneğin; Davut Sulari üç ay boyunca köyde kalmış, günlerce Sadık babayla, saz çalıp meşk etmişlerdir. Sulari’den başka, Abdullah Papur, Ankara da yaşayan, Zileli dönemin meşhur bağlama yapımcılarından Hüseyin Tavşancı, Karslı Galip Çavuş da köye gelip kendisine misafir olanlardandır. Âşık Sadık Doğanay, o dönemde birçok sanatçı ve âşığı sanatıyla etkilemiş, âşıklığa heveslenen birçok gence de önayak olmuştur.

Âşıklığa başladığı ilk yıllarda Nesimi, Virani, Şah Hatayî, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Âşık Veli, Seyit Seyfullah, Kâtibi, Kul Himmet, Derviş Ali, Sıtkı ve daha birçok âşığın deyişlerini ustamalı olarak söylemiş, bununla birlikte de yavaş yavaş kendi deyişlerini havalandırmıştır. Kendi deyişlerindeki konular daha çok tasavvuf ağırlıklı, Nazım biçimleri ise Türkü, Koşma, Semai şeklindedir. Genellikle 11'li ve 8'li hece veznini kullanmıştır. Deyişlerinde Sadık, Âşık Sadık ve Sadık Baba mahlaslarını kullanmakla birlikte bu araştırma sırasında derlediğimiz yeni şiirlerde, Sefil Sadık ve Sefil Sadık Baba mahlasını da kullandığı görülmüştür. Ayrıca yine bu çalışma sırasında Kubilay Dökmetaş tarafından bize ulaştırılan âşığın 1972 tarihli bir fotoğrafının arkasına Dr. Recai Özdil tarafından Sadık Baba ve Sefil Sadık mahlasları da not olarak düşülmüştür. ( bkz. sayfa 126)

Âşığın bazı eserleri TRT arşivlerine katılmış ve birçok sanatçı tarafından okunmaktadır. Ancak, bazı eserleri âşığın izni olmadan veya kendi adı hiç geçmeden çalınıp söylenmeye başlar. Bu durum âşık için her ne kadar onur verici bir olsa da, bu konuda bir tarafı hep buruk kalmıştır. Kızıyor olmasına rağmen alçak gönüllü davranır. Tek isteği vardır, kendi türküleri okunurken adının geçmesini ister.

Sazındaki perdelerden Si bemol ve Fa diyez perdelerinin natürele yakın olduğu görülmektedir. Ses kayıtlarında gerek tezene, gerekse perdeleri kullanmaktaki ustalığı çok belirgindir. Kendi çağdaşlarına göre oldukça ileri seviyede bağlama çalabilmektedir. Âşık Sadık Doğanay güçlü bir hafızaya sahiptir. Besteci yönü ile kendinden önce yaşamış usta âşıkların eserlerini havalandırmış, manevi dünyası ve yaşadığı çeşitli olaylar üzerine yazdığı deyişlerini, türkülerini kendine has bağlama tavrı ile çalıp okuyarak, hem bölgedeki âşıklık geleneğine, hem mensubu olduğu Zileli Kemterî Kolu’nun devamına önemli katkılar sağlamıştır.

Çocuklarını okutmak amacıyla 1978 yılının Eylül ayında Zile’ye yerleşen Sadık Doğanay, 23 Ocak 1979'da Zile'de geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiş, doğduğu köy olan Yücepınar’da dedesi Kemterî ve ustası (amcası) Sefil Edna’nın yanlarına defnedilmiştir. Âşığın ölümünden sonra ailesi 1988 yılına kadar Zile’de ikamet etmiş, daha sonra İstanbul’a taşınmışlardır. Eşi Satı, çocukları Zöhre, Abuzer, Kemalettin ve Mürüvvet halen İstanbul'da yaşamaktadırlar. Yadigâr ise 2018 yılında Ankara’da vefat etmiştir.


EL VURUP YÂRE Mİ İNCİTME TABİP

El vurup yâre mi incitme tabip
Bilmem sıhhat bulmaz hicrâneler var
Dert vurup da yarem eylersin derman
Her can kabul etmez viraneler var

Teşebbüs yâreler figane başlar
Bilmem ki cenabı Mevla’m ne işler
Ol adular bize meyhur demişler
Daha bizden özge mestâneler var

Dert ehli olanlar dergâha gelir
Elbette arayan dermanı bulur
Sadık der ki kimde ne var kimbilir
* Dest-i gü(li)zar ettim elde neler var

NOT: Bu şiirin her dörtlüğünün sonunda:
Vay dünya dünya yalansın dünya
Aşk ile pervane dönersin dünya
(Can ile cananı alansın dünya)

* Gezmek dolaşmak anlamıma gelen GEŞT-Ü GÜZAR ETTİM şeklinde de söylenmektedir.


şeklinde nakarat sözleri bulunmaktadır. Doğanay’ın kendi mahlasıyla tapşırdığı bu eserde tartışmaya oldukça açıktır. Bu eserin aynı zamanda, “Emlek Alevi Âşıkları” adıyla yayınlananı kitapta, 1793 – 1853 yılları arasında yaşamış olan İğdecik’li Âşık Veli’den, Asım Bezrici’nin bildirdiğine göre 1847 - 1912 yılları arasında yaşamış olan Zileli Ceyhuni’den de derlendiği ifade edilmektedir. Bu bilgilere ilave olarak, bizim de yaptığımız araştırmalar sonucu aşağıdaki bilgilere ulaşılmıştır. Emekli Öğretmen-Araştırmacı Rıfat Öztürk tarafından kalaycılıktan emekli olan Sadık Hoşcan’dan derlenmiş 01.01.1935 tarihli mecmuadan AZMİ mahlasıyla derlenmiş, arşivimizdeki başka bir ses kaydında da Yozgat’lı Âşık, aynı zamanda kaynak kişi İbrahim Bakır tarafından ARİF mahlası ile okumuştur. Bahsi geçen şiirler şu şekildedir.
Tuncalı’nın yayınladığı kitapta İğdecik’li Âşık Veli’ye ait olduğu ileri sürülen şiir aşağıdaki şekildedir.

El vurup yaremi incitme tabip
Ben de hayat bulmaz hicraneler var
Destin vurup tamir eylersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var

Yâreler döşenmiş figana başlar
Görelim ki Kadir Mevla’m ne işler
Şu adular bize deli demişler
Daha bizden özge divaneler var

Dert için ağlayan tabibe gelir
Arayanlar elbet dermanın bulur
Veli'm der ki kimde ne var kim bilir
Çekti gülizar etti elde neler var


1847 - 1912 yılları arasında yaşamış olan Zileli Ceyhunî’de de aynı şiir aşağıdaki haliyle olduğu söylenmektedir.

El vurup tabibe incitme beni
Zira aşk derdine derman bulunmaz
Ne derttir bilmezem sızlatan beni
Can gider visüle canan bulunmaz

Var iken sinede hezaran dağlar
Aşk oduna düştüm can evim yanar
Yar ile sine saf olacak dağlar
At bulunur meydan bulunmaz

Çok gördüm feleğin serencamını
Murat üzere kimler aldı kanımı
Kanda nuş ederse ecel camını
Göçen Ceyhunî'den nişan bulunmaz


Rıfat Öztürk’ün Sadık Hoşcan’dan derlediği 1935 tarihli defterde şu şekildedir.

El vurup yaremi incitme tabip
Bende şifa bulmaz hicraneler var
Dest urup tamir edersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var

Açılan yâreler figana başlar
Kim bilirki kime hak eza işler
Şol aduvlar bize mahur demişler
Daim çağlar gibi divaneler var

Derdinden ağlayan tabibe varır
Arayan en son Mevla’sın bulur
Azmi der kimde ne var kim bilir
Gene gezer ettim elde neler var


Arşivimizdeki İbrahim Bakır tarafından ARİF mahlası ile okunan ses kaydının, 1960-70 yılları civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kayıtta şu şekildedir.

El vurup yaremi incitme tabip
Bende sıhhat bulmaz hicraneler var
Dest vurup yaremi tamir edersin
Tamir kabul etmez viraneler var

Göz etmiş yâreler figana başlar
Görelim ki Cenab-ı Hak ne işler
O gafiller bize tekfur demişler
Daha bizden özge viraneler var

Dert ehli olanlar tabibe gelir
Arayan derdine dermanın bulur
Arifim der kimde ne var kimbilir
Gezdim şu âlemi elde neler var

Tüm bunlardan anlaşılıyor ki, ilk yazılı kaydının Âşık Veli’ye ait olduğunu düşündüğümüz bu eseri, ilk icrasından günümüze, Âşık Veli’den, Sadık Doğanay’a kadar birçok âşık, aynı eserin sözlerini anlam bakımından neredeyse hiç değiştirmeden icra etmiş ve esere sahip çıkmışlardır.

Kaynak: El Vurup Yaremi İncitme Tabip Zileli Âşık Sadık Doğanay
Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Necdet KURT



ZİLE ELLERİNDEN SÖKÜN EYLEDİK

Zile ellerinden sökün eyledik
Başkent Ankara’yı gezmeye geldik
Hakk’ın kelamını dile getirdik
Kıymetli dostları görmeye geldik

Ervah-ı ezelden sevdik seviştik
Hacı Bektaş Veli’den bade içtik
Dostlarınan bir arada kavuştuk
Hal hatırınızı sormaya geldik

Sadık Baba der ki isyanım çoktur
Kalbimde benliğin esrarı yoktur
Hak diyen dillere şek şüphem yoktur
Kudret ilmini yazmaya geldim


ZALİM TALİH KADER SANA NE DEYİM

Şikâyetim vardır kara bahtıma
Zalim talih kader sana ne deyim
Oturmadım şu dünyanın tahtına
Zalim talih kader sana ne deyim

933'te doğdum Zile'de
Ömrüm geçti kurtulmadım çileden
Başım hali değil gamdan beladan
Zalim talih kader sana ne deyim

959'da evlendim
Bir kırık saz ile gönlüm eğledim
Yalancı dünyaya belim bağladım
Zalim talih kader sana ne deyim

973'te ayrıldım
Aşkın ateşine yandım kavruldum
Şu dünyada bir murada ermedim
Zalim talih kader sana ne deyim

Ondan sonra bir hastalık büktü belimi
Kement atıp bağladılar kolumu
Bulamadım sağım ile solumu
Zalim talih kader sana ne deyim

Bir yandan çocuk hastalandı bir yandan karı
Başım alıp da diyar diyar gideyim bari
Ne Zile'yi koydum ne de Turhal, Kayseri
Zalim talih kader sana ne deyim

Hastalık bir yanda yokluk bir yanda
Arttı yüreğime dert ile gamda
Felek bana dedi gülme cihanda
Zalim talih kader sana ne deyim

Ekin ektim yere oda bitmedi
Yağmur yağıp kemaline yetmedi
Şu Sadık'ın sazı düzen tutmadı
Zalim talih kader sana ne deyim


BİR YERE TOPLANDIK CÜMLE ÂŞIKLAR

Bir yere toplandık cümle âşıklar
Biri birilerinden sohbet isterler
İkrarımız birdir ezel ezelden
Bir gerçek veliden ilham isterler

Mürşit huzuruna durmuşuz dara
Dost bizi düşürdü ah ile zara
Aşkın ateşine yanmışız nâra
Cennet bahçesinden gülşen isterler

Bu aşkın ateşi gitmiyor benden
Şirindir muhabbet çıkmıyor candan
Sadık Baba derki kırklar deminden
Hakikat bâbından irfan isterler

  EL VURUP YÂRE Mİ İNCİTME TABİP

El vurup yâre mi incitme tabip
Bilmem sıhhat bulmaz hicrâneler var
Dert vurup da yarem eylersin derman
Her can kabul etmez viraneler var

Teşebbüs yâreler figane başlar
Bilmem ki cenabı Mevla’m ne işler
Ol adular bize meyhur demişler
Daha bizden özge mestâneler var

Dert ehli olanlar dergâha gelir
Elbette arayan dermanı bulur
Sadık der ki kimde ne var kimbilir
Dest-i gü(li)zar ettim elde neler var

NOT: Bu şiirin her dörtlüğünün sonunda:
Vay dünya dünya yalansın dünya
Aşk ile pervane dönersin dünya
(Can ile cananı alansın dünya)


DÜNYA ÂLEMİNE DÂHİL ETMEDEN

Dünya âlemine dâhil etmeden
Bu âşıklık bana bir pirden geldi
Daha yaşım kemaline ermeden
Bu aşkın badesi Kemter’den geldi

Bir karar almıştım gerçek söz için
Tarikat yolcusu bu yoldan geçin
Söylerim dostlara gerçeği seçin
Gerçek yol gerçek söz Ali’den geldi

Sazım omuzumda köy köy dolaştım
Güzel sadık dosta şükür ulaştım
Sizi bulmak için bunca uğraştım
Sizle görüşmemiz Haydar'dan geldi

Sadık Baba der ki dilekli kulduk
Çok şükür Mevlâ'ya can dostu bulduk
Bu güzel gecede çok mutlu olduk
Sizle kavuşmamız Hünkâr'dan geldi

 



anasayfa l notalar l sözler l bağlama l hikayeler l gönül verenler
halk müziği l ozanlar l yazılar l kitaplık l konser-tv l linklerimiz l görüşleriniz

Herhangi bir konuda yazışmak için: [email protected]