El vurup yâre mi incitme tabip
Bilmem sıhhat bulmaz hicrâneler var
Dert vurup da yarem eylersin derman
Her can kabul etmez viraneler var
KEMTERÎ kolunun önemli âşıklarından olan Sadık Doğanay, 1933 yılında Zile’ye bağlı oldukça yüksek rakımlı bir dağ ve orman köyü olan Yücepınar da, İbrahim ve Feruze çiftinin altı çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya gelmiştir.
Doğuştan gözleri görmeyen âşık o dönemlerdeki ekonomik yokluklar ve bilinçsizlik nedeniyle doktora götürülememiştir.
Güçlü âşıklık geleneği olan bir ailede dünyaya gelmiş olan Sadık Doğanay, yedi-sekiz yaşlarına geldiğinde, o dönemin ünlü âşıklarından olan, bağlama ve kemanı ustalıkla çalabilen ve ilerde kayınpederi olacak olan amcası Sefil Edna’nın da desteği ile bağlama ve keman çalmasını öğrenmiştir.
Gözleri görmediği için hiç okula gidemeyen âşık, çocukluğundan itibaren eksik olan görme duyusu dışındaki tüm duyularını çok iyi derecede kullanmış, gençlik çağlarına gelene kadar kendisini etrafındaki eğitim almış insanlar gibi yetiştirmiştir.
Hatta müzik yeteneği sayesinde daha sosyal bir cemiyet adamı haline gelmiştir.
Ocakzade bir ailenin ferdi olan âşık, çocuklukta amcası ve ustası olan Sefil Edna’dan öğrendikleriyle on dört-on beş yaşlarında köydeki cemlerde zakirlik yapmaya başlamıştır. Alevi, yol ve hizmet erkânı olan dedelik, zakirlik gibi özel konularda ve güncel, sosyal konularda kendini o günün olanaklarına göre oldukça iyi yetiştirmiştir.
İlerleyen zamanlarda ise çevre köy ve ilçelerdeki cemlerde zakirlik yaparak çevrede kendisini tanıtmıştır.
Evlenme çağına geldiğinde görme özründen dolayı kimse âşığa kızını vermek istememiştir.
Ancak, hem ustası, hem de amcası olan Abuzer Doğanay kendi kızı Satı Doğanay’ın gönül rızasını alarak âşık ile evlendirmiştir.
Bu evlilikten sırasıyla Yadigâr, İbrahim, Zöhre, Abuzer, Mürüvvet ve Kemalettin olmak üzere altı çocukları olur.
Ancak ikinci çocukları İbrahim iki yaşındayken kızamık hastalığından ölmüştür. İbrahim’in hastalığı ve sonrasında ölümü onları derinden etkilemiştir.
Bu çaresizliğini bir şiirindeki şu dizelerle ifade etmiş, ama hiçbir zaman umutsuz ve karamsar olmamıştır.
Şikâyetim vardır kara bahtıma
Zalim talih kader sana ne deyim
Oturmadım şu dünyanın tahtına
Zalim talih kader sana ne deyim
Bir yandan çocuk hastalandı bir yandan karı?
Başım alıp ta diyar diyar gideyim bari
Ne Zile'yi koydum ne de Turhal, Kayseri
Zalim talih kader sana ne deyim
Gezgin bir âşık olarak sık sık yakın çevredeki çeşitli illeri ve köyleri dolaşmış, Alevi-Bektaşî cem ayinlerinde dedelik ve zakirlik yapmış, çevredeki birçok konserde mahalli sanatçı olarak bağlama çalıp türküler, deyişler söylemiştir.
Âşık, yörede artık iyiden iyiye ismini duyurmaya başlamış, Abdullah Papur, Ali Ekber Çiçek, Arif Meşhur, Davut Sulari, Kul Ahmet, Mahsuni Şerif gibi döneminde popüler olan birçok sanatçı ve âşıkla tanışmıştır. Bu kişilerden bazıları ilerleyen zamanlarda Sadık Doğanay'ın köyündeki evine misafir olmuştur. Örneğin; Davut Sulari üç ay boyunca köyde kalmış, günlerce Sadık babayla, saz çalıp meşk etmişlerdir. Sulari’den başka, Abdullah Papur, Ankara da yaşayan, Zileli dönemin meşhur bağlama yapımcılarından Hüseyin Tavşancı, Karslı Galip Çavuş da köye gelip kendisine misafir olanlardandır. Âşık Sadık Doğanay, o dönemde birçok sanatçı ve âşığı sanatıyla etkilemiş, âşıklığa heveslenen birçok gence de önayak olmuştur.
Âşıklığa başladığı ilk yıllarda Nesimi, Virani, Şah Hatayî, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Âşık Veli, Seyit Seyfullah, Kâtibi, Kul Himmet, Derviş Ali, Sıtkı ve daha birçok âşığın deyişlerini ustamalı olarak söylemiş, bununla birlikte de yavaş yavaş kendi deyişlerini havalandırmıştır.
Kendi deyişlerindeki konular daha çok tasavvuf ağırlıklı, Nazım biçimleri ise Türkü, Koşma, Semai şeklindedir.
Genellikle 11'li ve 8'li hece veznini kullanmıştır. Deyişlerinde Sadık, Âşık Sadık ve Sadık Baba mahlaslarını kullanmakla birlikte bu araştırma sırasında derlediğimiz yeni şiirlerde, Sefil Sadık ve Sefil Sadık Baba mahlasını da kullandığı görülmüştür. Ayrıca yine bu çalışma sırasında Kubilay Dökmetaş tarafından bize ulaştırılan âşığın 1972 tarihli bir fotoğrafının arkasına Dr. Recai Özdil tarafından Sadık Baba ve Sefil Sadık mahlasları da not olarak düşülmüştür. ( bkz. sayfa 126)
Âşığın bazı eserleri TRT arşivlerine katılmış ve birçok sanatçı tarafından okunmaktadır. Ancak, bazı eserleri âşığın izni olmadan veya kendi adı hiç geçmeden çalınıp söylenmeye başlar. Bu durum âşık için her ne kadar onur verici bir olsa da, bu konuda bir tarafı hep buruk kalmıştır. Kızıyor olmasına rağmen alçak gönüllü davranır. Tek isteği vardır, kendi türküleri okunurken adının geçmesini ister.
Sazındaki perdelerden Si bemol ve Fa diyez perdelerinin natürele yakın olduğu görülmektedir. Ses kayıtlarında gerek tezene, gerekse perdeleri kullanmaktaki ustalığı çok belirgindir. Kendi çağdaşlarına göre oldukça ileri seviyede bağlama çalabilmektedir. Âşık Sadık Doğanay güçlü bir hafızaya sahiptir. Besteci yönü ile kendinden önce yaşamış usta âşıkların eserlerini havalandırmış, manevi dünyası ve yaşadığı çeşitli olaylar üzerine yazdığı deyişlerini, türkülerini kendine has bağlama tavrı ile çalıp okuyarak, hem bölgedeki âşıklık geleneğine, hem mensubu olduğu Zileli Kemterî Kolu’nun devamına önemli katkılar sağlamıştır.
Çocuklarını okutmak amacıyla 1978 yılının Eylül ayında Zile’ye yerleşen Sadık Doğanay, 23 Ocak 1979'da
Zile'de geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiş, doğduğu köy olan Yücepınar’da dedesi Kemterî ve ustası (amcası) Sefil Edna’nın yanlarına defnedilmiştir.
Âşığın ölümünden sonra ailesi 1988 yılına kadar Zile’de ikamet etmiş, daha sonra İstanbul’a taşınmışlardır.
Eşi Satı, çocukları Zöhre, Abuzer, Kemalettin ve Mürüvvet halen İstanbul'da yaşamaktadırlar. Yadigâr ise 2018 yılında Ankara’da vefat etmiştir.
EL VURUP YÂRE Mİ İNCİTME TABİP
El vurup yâre mi incitme tabip
Bilmem sıhhat bulmaz hicrâneler var
Dert vurup da yarem eylersin derman
Her can kabul etmez viraneler var
Teşebbüs yâreler figane başlar
Bilmem ki cenabı Mevla’m ne işler
Ol adular bize meyhur demişler
Daha bizden özge mestâneler var
Dert ehli olanlar dergâha gelir
Elbette arayan dermanı bulur
Sadık der ki kimde ne var kimbilir
* Dest-i gü(li)zar ettim elde neler var
NOT: Bu şiirin her dörtlüğünün sonunda:
Vay dünya dünya yalansın dünya
Aşk ile pervane dönersin dünya
(Can ile cananı alansın dünya)
* Gezmek dolaşmak anlamıma gelen GEŞT-Ü GÜZAR ETTİM şeklinde de söylenmektedir.
şeklinde nakarat sözleri bulunmaktadır. Doğanay’ın kendi mahlasıyla tapşırdığı bu eserde tartışmaya oldukça açıktır.
Bu eserin aynı zamanda, “Emlek Alevi Âşıkları” adıyla yayınlananı kitapta, 1793 – 1853 yılları arasında yaşamış olan İğdecik’li Âşık Veli’den, Asım Bezrici’nin bildirdiğine göre 1847 - 1912 yılları arasında yaşamış olan Zileli Ceyhuni’den de derlendiği ifade edilmektedir.
Bu bilgilere ilave olarak, bizim de yaptığımız araştırmalar sonucu aşağıdaki bilgilere ulaşılmıştır.
Emekli Öğretmen-Araştırmacı Rıfat Öztürk tarafından kalaycılıktan emekli olan Sadık Hoşcan’dan derlenmiş 01.01.1935 tarihli mecmuadan AZMİ mahlasıyla derlenmiş, arşivimizdeki başka bir ses kaydında da Yozgat’lı Âşık, aynı zamanda kaynak kişi İbrahim Bakır tarafından ARİF mahlası ile okumuştur. Bahsi geçen şiirler şu şekildedir.
Tuncalı’nın yayınladığı kitapta İğdecik’li Âşık Veli’ye ait olduğu ileri sürülen şiir aşağıdaki şekildedir.
El vurup yaremi incitme tabip
Ben de hayat bulmaz hicraneler var
Destin vurup tamir eylersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var
Yâreler döşenmiş figana başlar
Görelim ki Kadir Mevla’m ne işler
Şu adular bize deli demişler
Daha bizden özge divaneler var
Dert için ağlayan tabibe gelir
Arayanlar elbet dermanın bulur
Veli'm der ki kimde ne var kim bilir
Çekti gülizar etti elde neler var
1847 - 1912 yılları arasında yaşamış olan Zileli Ceyhunî’de de aynı şiir aşağıdaki haliyle olduğu söylenmektedir.
El vurup tabibe incitme beni
Zira aşk derdine derman bulunmaz
Ne derttir bilmezem sızlatan beni
Can gider visüle canan bulunmaz
Var iken sinede hezaran dağlar
Aşk oduna düştüm can evim yanar
Yar ile sine saf olacak dağlar
At bulunur meydan bulunmaz
Çok gördüm feleğin serencamını
Murat üzere kimler aldı kanımı
Kanda nuş ederse ecel camını
Göçen Ceyhunî'den nişan bulunmaz
Rıfat Öztürk’ün Sadık Hoşcan’dan derlediği 1935 tarihli defterde şu şekildedir.
El vurup yaremi incitme tabip
Bende şifa bulmaz hicraneler var
Dest urup tamir edersin amma
Tamir kabul etmez viraneler var
Açılan yâreler figana başlar
Kim bilirki kime hak eza işler
Şol aduvlar bize mahur demişler
Daim çağlar gibi divaneler var
Derdinden ağlayan tabibe varır
Arayan en son Mevla’sın bulur
Azmi der kimde ne var kim bilir
Gene gezer ettim elde neler var
Arşivimizdeki İbrahim Bakır tarafından ARİF mahlası ile okunan ses kaydının, 1960-70 yılları civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kayıtta şu şekildedir.
El vurup yaremi incitme tabip
Bende sıhhat bulmaz hicraneler var
Dest vurup yaremi tamir edersin
Tamir kabul etmez viraneler var
Göz etmiş yâreler figana başlar
Görelim ki Cenab-ı Hak ne işler
O gafiller bize tekfur demişler
Daha bizden özge viraneler var
Dert ehli olanlar tabibe gelir
Arayan derdine dermanın bulur
Arifim der kimde ne var kimbilir
Gezdim şu âlemi elde neler var
Tüm bunlardan anlaşılıyor ki, ilk yazılı kaydının Âşık Veli’ye ait olduğunu düşündüğümüz bu eseri, ilk icrasından günümüze, Âşık Veli’den, Sadık Doğanay’a kadar birçok âşık, aynı eserin sözlerini anlam bakımından neredeyse hiç değiştirmeden icra etmiş ve esere sahip çıkmışlardır.
Kaynak: El Vurup Yaremi İncitme Tabip
Zileli Âşık Sadık Doğanay Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Necdet KURT
|